HongKong Macerası

Aman allahım ya…
Ben bu kadar yapmacık bir şehir görmedim. Sebebini daha sonra anlatacağım.

Shenzen’de Hongkonglu bir çok arkadaşım olmuştu. Böyle kemik büyük gözlüklü, renkli saçlı erkekler ve tipi Koreliye kaçan ciddi manada güzel Çin kızları… Arasıra eğlenmek için bizim mekanlarımız olan Richbaby ve Babyface’e takılıyorlardı. Bir de ne hikmetse KTV’lerin burada daha eğlenceli olduğunu söylüyorlardı. Bunun için de geliyorlarmış. Neyse… Popüler muhabbetlerimiz arasında bu kentin nasıl bir yer olduğu, daha da çok, neden Hongkong’u Çin’e yeğledikleri vardı.

+Shenzen çok tehlikeli…
+ Shenzen insanının dili dişi anlaşılmıyor. (bilader, sizin lehçeniz azınlıkta, ne bu artizlik?)
+ Çin insanı görmemiş. (sonradan görme diyorlar yani)

Bu adamlar, kadınlar cidden eğlenceli, İngilizceleri gayet iyi ve espritüllerdi. Çin insanını kendimce ikiye ayırıyordum. Yabancılara alışık olanlar, sarışın görünce malak gibi bakanlar… İkinci grup da iyi hoş ama birinci grubu tercih ediyordum. Kendileriyle dalga geçebilen kral adamlar birinci grupta bulunuyordu çünkü. Bakın bakın ne anlatıcam:

Yine bir gün eğleniyoruz Hongkonglu elemanlarla, konumuz ne sürprizdir ki Çinli kız bulmak kulüpte. Her gelen kızı bana paslıyorlar. Anlam veremiyorum.

(+:ben -: hong konglu eleman)
+ olm yakışıklı adamlarsınız, niye hepsini bana paslıyorsunuz bu kızların?
- abi çinli kızlar çinli erkekleri sevmiyorlar, sen yabancısın, hepsini götürürsün bunların.
+ nasıl sevmiyorlar ya, 1 milyar kişisiniz olm, aranızda büyük bir aşk olmuş olmalı tarihin en az bir parçasında… bir milyar, dile kolay…
- abi biz eskiden japonlara bu kadar benzemiyormuşuz biliyor musun?

Bir kahkaha kopartıyoruz. Doğru veya yanlış, kendisiyle dalga geçebilen adama hayranım ben ya. Neyse konuyu dağıtmayayım. Şehirden bahsedecektik.

bu keyifli arkadaşların da ricasıyla işbu kente gitmeye karar verdim en sonunda.
her faninin yapacağı gibi metro ile tsim sha shui’ye geldim öncelikle. kültür merkezinden sahil boyunca yürüdüm.

- Nehrinizi çok beğendim…

Bu lafa çok kızıyorduk değil mi boğazımıza dendiği zaman… Ama bilader adamlar haklıymış. Bizim boğazın iki katı genişlikte, aynı feribotlar ve çevresi çok daha modern… Hani o çarpık yapılaşma da yok; Expoya bile ilham olan yapılar süslüyor gerdanını denizin. Aynı “karşı” muhabbetleri burada da var. Hongkong island ve kowloon diye… Anadolu, avrupa timsali…

Kanım ısınıyor haliyle. Zaten denizin o yapışık sıcaklığını yüzümde hissetmeyi özlemişim memleketten uzakta; aynı hissi yaşayınca evimde hissediyorum kendimi.

Dostlarla devam ediyorum yolculuğuma. Çin’den alışık olduğum bembeyaz tenli hurilerin İngilizce konuşabilenlerinden onlarcasıyla tanışıyoruz Starbucks soğukluğunda… İngilizce önemli abi. Çin’de hatunlarla yaşayabileceğin en büyük zorluk bu zaten. Burada, bahsettiğim zorluk ortadan kalkıyor. Süper. Reklam panolarında da beni destekler nitelikte bir reklam: çinli bir hatun, dilini Einstein style çıkarmış, dili İngiliz bayrağına boyanmış, tek gözünü kırpıp ağzını açıyor. (Adriana Lima style). Yani diyorlar ki, İngilizce öğrenin, dil dile değmeden dil öğrenilmez. Evet böyle diyor.

Reklam dedim de; KevinCostnerlı Turkish Airlines reklamları var her otobüsün üstünde. Arkadaşlarıma “bakın Türk Hava Yolları ehehe” diyorum, gülüyorlar, iyice seviyorum bu kenti.

Stanley’e gidiyoruz gün ışığında. Sarı denize açılan sahiller gayet güzel. Zaten merkeze 15 dakika uzaklıkta kullanılabilir sahiller olması büyük şans. Denizden tuzlu tuzlu çıktıktan sonra üzerimdeki Hongkong doları fazlalıklarımı Stanley market’de bırakıp peak’e doğru yola çıkıyorum aceleyle. Daha gün ışığı ve boğucu bir sıcak var; şehrin güzelliği piyasada değil. Peak’e vardığımızda akşam güneşi güzele vurmaya başlıyor. Güzel dediğim şehir değil lan, sevgilim. ehehe. Tamam tamam Hongkong’a da vuruyor…Allah var, o da güzel şehir şimdi.

Neyse… Peak’de uzunca bir kuyruğu beklemeye başlıyoruz. Herkesin “hacı peak tram’e gitmek lazım, 45 derece dik çıkıyormuş, süpermiş, harikaymış” dediği kadar olmasa da hakkını vermek lazım tuhaf bir yer. En azından tarihi önemine puan vermek lazım. Japonlar bunları tek bir tepeye sıkıştırmış Victoria kıyılarından gelerek. Bu gariplerim de tek bir tepeye sürekli lojistik destek vermek zorunda. Son çare olarak bu kadar dik bir yol seçerek tramvay hattı döşemişler. Çok kereler benzinsiz, tütünsüz kalmışlar ama burada kendilerini savunmayı başarmışlar. Bir nevi küçük Çanakkale diyebiliriz aslında buraya. O yüzden buraya da kanım ısındı bir nebze. Sonra başım dönmeye başladı. Cidden dik tırmanıyoruz, etraftaki gökdelenlerin hepsi yan yatmaya başlamış, bir taraftan fotoğraf çekmeye çalışıyorum; nasıl dönmesin… Döner tabi. Keser döner sap döner, tavuk dö… Neyse.

En sonunda peak tower’a ulaşıyoruz. Güneş de iyiden iyiye batmış. Artık Hong kong’un kendini gösterme zamanı… Manzara cidden göz alıcı. Ama ne bileyim bir şeyler eksik işte, insanı tatmin etmiyor. Panaromik fotoğraflardan görüp hayran kaldığın yerleri kendi gözünle görüyorsun ama olmuyor işte,olmuyor… Neden mi?  Bak şöyle anlatayım. Başka bir kenti geziyorsun.Viyana diyelim. Hep tarih kokar değil mi? Buram buram ortaçağ kokar orası… Alır götürür seni. Ama burada turlarla gezdiğin zaman -big bus tours- rehberden duyacağın tek söz şudur: “solda gördüğünüz eşeğin kulağı metre uzunluğundaki bina bilmemne şirketinin binası olup dünyanin eyhyeterbeyinci en uzun binasıdır”. Eee? Nedir yani? Bu mudur? Tatmin etmiyor işte. Valla.

Peak tower’da adet gereği fotoğraflarımızı çektirip feribotla geçiyoruz tekrar Tsim sha tsui’ye. Kowloon’da birkaç tur atıp gece mekanı seçmeye çalışıyoruz.

Aman Allahım ya…İnsanlar, 20 katlı binaların içindeki kulüplere girebilmek için emekli maaşı kuyruğu gibi kuyruklar oluşturmuş. En çekici hatunlar kaldırımlara tünemiş, sıranın gelmesini bekliyorlar. İçim acıyor, ellerine bi kaç kuruş sakal atasım geliyor. Eh be yapaylığınızı, “diğer çinliler”i küçük görmenize başlayacağım ama diyerek biz de sıraya giriyoruz. Sırada hiç konuşmuyorum. Çünkü sabah da moda sokağında insanların alışveriş merkezine girebilmek için sıraya girdiğini, kaldırımlara oturduğunu görmüşüm. Mağazaların önünde bir tabela: “herkesin rahat rahat gezebilmesi için parça parça girilmesi gerekmektedir. Verdiğimiz rahatsızlık için özür dileriz”… Aman be.

yarım saatlik suskun sıra beklemenin ardından güzelce bir kulübe giriyoruz. Abooo. Dumanaltı… Çok fena. Kimsenin sigara içmediğini düşünüyordum bu kentte. Çünkü sokaklarda bile sigara içmek yasak. Her bulvarın başında “bulvar boyunca özel kısımlar hariç sigara içmek yasaktır, karşı gelenlerin toplam mal varlığından 5000$ azaltılacaktır diye uyarılar var. Denedim, yapmazlar dedim, yaptılar. Kendi elektriğini de üretemezler dedim, üretirler. EHEH, güncel şaka.

Bak bu yapaylığa da sinir oluyorum.Her şeye para cezası… Bu sigara izmariti kutusuna başka çöp atanın anası ölsün, buradan karşıya geçen top olsun, buraya çöp döken eşektir… Her şeye resmi uyarı, para cezası… Ulen zaten herkes para babası burada, kimi korkutuyorsun bilader?

Gerçi adamlar da haklı… Çin halkı iş yerinde çöp kutusuna balgam atabilen insanları da muhteva ediyor. Bir şekilde adam etmeye çalışmak lazım. Da hacı araya gümrük koymuşsun işte, yetmedi mi?

Bunları artısıyla eksisiyle değerlendiriyorum ve sonuç: YapayYalan dolan bir şehir. Bir de taklitçiler ya… Star Avenue nedir abi? Yok ünlü yıldızlar ellerini bassınmış yola, millet burayı gezsinmiş. Aman ne yaratıcı…

Demem o ki, “diğer çinliler” ne kadar taklitçiyse Hong kong Çinlisi de o kadar taklitçi. Diğer miğer diye bir durum yok yani ortada.

Paranın esiri olmuş bir halk, her sokağı mücevharat, saat, moda, elektronik dolu bir şehir. Açık hava alışveriş merkezi olmakla övünen kopmuş gitmiş insanlar. Yapay, yapay, yapay…

hong kong halkına açık mektup:

“Bu derece bir tüketim çılgınlığının bağrında yaşamak size, sizden olmayanları “diğer çinliler” diye nitelendirme hakkı vermiyor. gerçekten.

Yarın sizi tekrar Shenzen kulüplerinde onbinlerce yuanı harcarken gördüğümde, “adamlar eğlenmesini biliyor be” demeyeceğim, “vay görmemiş ayılar” diyeceğim. emin olun.”

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.