yeni adresimdeyim

Kasım 21, 2009 at 6:34 pm | In Uncategorized | Leave a Comment

Ekim 17, 2009 at 2:39 pm | In Uncategorized | Leave a Comment

… ve öpüşürken onun tadı gelecek ağzına.

… ve susacaksın çocuk.

… her gün daha da fazla.

WTF / minute

Eylül 27, 2009 at 6:00 pm | In Uncategorized | Leave a Comment

wtfm

bazı kadınlar çirkindir…

Eylül 23, 2009 at 6:34 pm | In Uncategorized | Leave a Comment

ama kalanlar güzeldir.

Geliyorlar…

Eylül 13, 2009 at 9:16 am | In Uncategorized | Leave a Comment

Kalmah. Maçka Küçükçiftlikpark… 3 Ekim…

İlahileriyle içimize huzur dolduracak olan Kalmah, tasavvuf müziğinin en seçkin örneklerini bizimle paylaşacak.

Ön grup Ahmet Özhan ve tayfası olacakmış. Bilginize.

30′luk şerbet 6 TL,
50′lik şerbet 8 TL.

Girişte gül kolonyası ikramı mevcut.

kalmah

Metal Müziğin Felsefesi Var mıdır?

Haziran 7, 2009 at 7:40 pm | In Uncategorized | 1 Comment

lafı dolandırmadan söyleyeyim: yoktur.
My_Dying_Bride_
metal müzik sevenler ikiye ayrılır. (ben ayırdım oldu.)
1- metali yaşayanlar.
2- metali dinleyenler.

birinci gruptakiler metal gruplarının hepsini bilir. ister trash, ister doom, ister gothic, ister black, ister death, ister senfonik metal yapıyor olsun bir gruptan kim ayrılmış, kim yeni dahil olmuş, kimin hangi albümü kaç satmış, hangi solist ne zaman intihar etmiş, hangisi konser sırasında vurulmuş, konser sırasında boşalttıkları çuvalda kaç pena varmış hepsini bilirler.

ikinci gruptakiler ise sadece dinlerler müziği. bir grubun albümlerini sırayla söyle dediğinde “biliyordum da şimdi unuttum” derler. ama melodiler kulağında çınlar durur gün boyunca.

hangisi daha iyi bilmiyorum. buna karar verecek merci de ben değilim zaten.

neyse. işte birinci gruptakiler hayatını metale adadığı için, uğruna yaşadıkları şeyi bir felsefeye oturtmaya çalışırlar. metalin felsefesi var yeaa, pop müzik gibi içi boş değil derler. bu noktada o felsefeyi biçimlendirmeye çalışırlar. sisteme karşıdır, “herkes için adalet”tir, falandır filandır diye döşerler maddeleri. savaşa, sömürmeye, ezmeye karşıdır derler.

hayır efendim. öyle değil… al işte; felsefesi var dediğin adamlar “love is a four letter word” gibi bir dize yazmışlar. böyle lafı s.rdar ortaç demez be. hani felsefe? diğer kısmını al zaten, yarısı arabesk, sen beni sevmedin ki, arkadaşımın aşkısın gibi laflar… ingilizce, fince, almanca olunca biraz daha artistik duruyor tabi.

evet, belki metal müzik, pop kültürü gibi kanıksanmış şeyleri desteklemez ama muhalefetse manga da muhalefet yapıyor ya. abartmaya gerek yok.

melodilere, müzik alt yapısına gelince… o konuda kesinlikle katılıyorum metali yaşayanlara. klasik müzik hariç çoğu müzik türünden kaliteli alt yapılara sahip gruplar, albümler, parçalara sahiptir metal tarihi. iron maiden var lan bi kere.

Plaj Voleybolunun Hayat Döngüsü

Mayıs 9, 2009 at 12:45 pm | In Uncategorized | Leave a Comment

oyun döngüsü şu şekildedir:

bikinili kızlar bir tarafa, biz baltalar bir tarafa diziliriz. takımlar dağıtılır. (yani voleybol takımları yahu, hay benim güzel türkçem) önce her şey güllük gülistanlık başlar. başlamayabilir de gerçi. ne biliyim en taş hatun karşı tarafa geçmş olabilir. takım arkadaşlığının vereceği o avantaj kullanılamaz diğer takımdaki saplar tarafından. o yüzden bunlar, bu dağılımdan rahatsız olabilir.

pasör olarak bir erkek seçilir, servis bölgesine de bir erkek konur. (oyunun asıl stratejik bölgeleri yani) kalan yerlere de kızlar serpiştirilir.
oyun başlar. erkekler çok iyi oynayamaz. çünkü hepsi karnını içlerine çekmekle meşguldürler. yüzleri kıpkırmızı olur zaten, anlarsın. terden falan değil o. karnını içine çekip yağ altındaki baklavaları göstermek kolay mı sanıyorsun sen? hayır herkes öyle bir gazla içine çeker ki karnını, sanarsın kızlar “baklava”sına oynuyor voleybolu. bakmıyor bile lan çoğu. onlar işinde, gırgırında, şamatasında. senin kendini göstermek için yaptığın maymunluklarla, iki kolunu dirsekten bükerek kafana koyarak tricepsleri gösterme çabanla eğlenmekte…

neyse. oyun ilerledikçe sahadaki rekabet artar. voleybolla falan alakası yok, karıştırma. hatunların kiminin gözü birilerine kaymaya başlamıştır çünkü. o senin beğendiğin hatunsa daha havaya, daha yükseğe, en yükseğe zıplamaya çalışırsın, ahlayıp ıhlarsın (hani kendimi veriyorum, şarapova kadar profesyonelim hesabı.), yürekten oynarsın. yürek amelesisin sonuçta.

zaten rekabetin kızıştığını smaçların kumlarda değil de sürekli birilerinin kafasında patlamasından ve bu kafaların nedense hep erkeklere ait olmasından anlarsın. erkekler sinirlenir, bütün erkekler birbirine “this is spartaa” diye hömkürüp, “we will dine in hell tonight” diye de yemek teklifi yapmaya başlar.
işler kızışır, kavga bile çıkar.

yapacak bir şey yok.

adamlar boşuna mı plaj voleybolunu iki kişilik takımlarla oynatıyorlar? doldurursan oraya 500 kişi, her türlü entrika döner tabi anasını satayım.

Çakma Nihilist

Mayıs 9, 2009 at 12:44 pm | In Uncategorized | Leave a Comment

zamanında felsefe yaptık, niye burdayız lan gibisinden sorular sorduk. niçe’ye sordum, mevlana’ya sordum, sağolsunlar bir şeyler söylediler. anlattılar; ben de onlardan duyduklarımı sağda solda anlattım. entel dediler, vazgeçtim başklarına anlatmaktan. kendi kendime anlatmaya başladım. deli dediler, “hangimiz bir parça deli değiliz ki” diye savundum kendimi. anti klişe timi geldi, merkeze götürdüler beni. yorucu bir gece oldu benim için. konuşmamaya başladım; oturdum insanları gözlemledim benden farklı bir şeyler yapıyorlar mı lan acaba diye. yok, herkes aynı şeyleri yapıyordu. kira öder gibi ev sahibi olmak için fırsat kolluyorlardı, gerçek bir işte çalışır gibi olup bir taraftan da askerlik yapmak için yedek subaylık sınavlarına giriyorlardı; gerçek kola içermiş gibi olmak için coca cola zero içiyorlardı; gerçekten onları anlayan ve gerçekten anladıkları biri varmış gibi gözükmek için sevgili ediniyorlardı. normal gibi gözükmek için gerçek düşüncelerini saklıyorlardı. benim gibi.
Continue reading Çakma Nihilist…

Temelsiz Kollektif Övünçler

Nisan 18, 2009 at 4:22 pm | In Uncategorized | Leave a Comment

Bizi gaza getirmek için ilginç, temelsiz argümanlar sundular. Biz de hepsini yedik.
Her millet kendini “efendi”, diğerlerini tırt olarak gördü.

“ey Türk milleti!” şeklinde başlayan gazlar aldık, yüreklendirildik. Her şeyi başarmak için ihtiyaç duyduğumuz kudretin damarlarımızdaki asil kanda olduğu vurgulandı. Gazı aldım ama bir dakika, kendini Türk hisseden herkes Türk değil miydi yahu? Şimdi, damarlarımda Türklüğümün akması mı gerekiyor, yoksa öyle hissetmem yeterli mi? çözemedim. Ben daha bunu çözememişken başkaları Türklüğüyle, hadi jenerik konuşalım ırkıyla övündü.

“ey Türk ırkı!” şeklinde algıladığım zaman bir an için hak verir, gazı alır gibi oldum sonra çevremde ırkıyla övünen insanlara baktım, e hepsi sikiyle daşağıyla oynayan acayip tipler? İşi gücü yok pek? Sanırım onlar da etrafındaki insanlara bakıp haline acımış olacak ki övünecek bir şeyler arayışına girmiş. Kolektif olarak bir övünç kaynağı bulmuşlar kendilerine. E malum elde yok avuçta yok.

Ey birilerinin torunu olmakla övünen genç adam!
Biliyor musun, Çin Seddi senden korunmak için yapılmadı, o kadar kavmi sen göçtürtmedin ve biliyor musun ilk düzenli ordunun kurulmasında senin bir parmağın yok. E ne diye övünüyorsun? Senden önce yaşamış insanların yaptığıyla senin ne gibi bir bağlantın var ki? Ne, kan mı? Kan… eritrosit, trombosit ve lökositten müteşekkil bir sıvı yahu o. glikoz falan da var. abartma yani. tamam mı?

- Üç kıtayı ele geçirmiş bir milletin torunlarıyız biz?
+ Üç kıta?
Continue reading Temelsiz Kollektif Övünçler…

Jini and Hadoop Frameworks for Parallel Computing on Distributed File Systems

Nisan 1, 2009 at 1:54 pm | In Akademik | 1 Comment
Tags: , , , , , , , ,

This is the report of my training that i have done in summer 2008.
Jini is the open source platform for parallel computing on distributed systems.
Hadoop is the framework that Google has developed using Map-Frame on his file system GFS.
If you are looking for a framework to do parallel computing on distributed file systems and try to develop a network that repairs itself these two are really suitable for you. This is what i have done to learn their basics and comparing the functionalities of both frameworks. Access the pdf file here

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'dan blog alın. | Theme: Pool by Borja Fernandez.
Entries and comments feeds.